Fil- Raymond Carver

                                                                                                  FİL

 Sayfa sayısı: 128

 Baskı: 1. Baskı - Mart 2015

 Yayınevi: Can

 Çevirmen: Ayça Sabuncuoğlu

 

 

Fil, Raymond Carver’ın son dönem öykülerinden oluşuyor. Kitap Elephant and Other Stories orijinal adıyla ilk olarak 1988’de yayımlandı. Kitapta yedi öykü bulunmakta. Yedisi de birbirine çok benzer öyküler. Hepsinde anlatılan Raymond Carver’ın çok da özenilmeyen hayatı aslında. Annesi, eski eşi, yeni eşi çoğu öyküde karşımıza çıkıyor. Fonda Amerika var. Sıkıcı bir hayatın penceresinden bakıyoruz aslında. Ama asla sıkılmıyoruz.

Öykülere geçmeden önce şu notu ekleyelim. Kitap Tess Gallagher’a adanmış. Yani Raymond Carver’ın aynı zamanda şair olan ikinci eşine.

İlk öykü Kutular. Kahramanımızın annesi, oğlunu özlediği için onun kasabasına taşınıyor. Daha sonra orada tutunamayıp California’ya geri dönüyor. Öykü, ismini sürekli taşınan annenin eşyalarını koyduğu kutulardan alıyor. Oğul için hayırsız diyebilir miyiz? Amerika standartlarına göre hayır. Annesiyle eşi arasında sıkışan kahramanımızın annesine veda ederken şu sözleri durumu özetliyor: “’Seni özleyeceğim,’diyorum. Gerçekten özleyeceğim onu. Her şeye rağmen o benim annem, neden özlemeyeyim ki? Ama Tanrı beni bağışlasın, sonunda vaktin geldiğine ve onun buradan ayrıldığına da seviniyorum.”

Diğer öykünün adı hayli ilginç: Bu Yatakta Her Kim Yatıyorduysa. Tam bir Raymond Carver başlığı. Sabahın üçünde çalan bir telefon… Yanlış numara... Sabaha kadar yatakta karı kocanın konuşmasını o kadar canlı anlatıyor ki Carver, sanki biz de o yatağa usulca girip yorganı üstümüze çekiyoruz.

Samimiyet’te kahramanın eski karısının dırdırını çekiyoruz tabiri caizse. Eski karısını ziyaret eden adamın işittiği ağır laflara şahit oluyoruz. Adamımız ise karşılık vermeden dinliyor, dinliyor, dinliyor.

Menudo isimli öyküde ise adamımız bu sefer karısını aldatan birisi. Üstelik komşuları Amanda’yla. Amanda ile bir karar vermeleri gerekiyor. Karısı Vicky’i terk edip Amanda ile kaçmayı düşünüyor. Çapkın adam, ilk defa birisini terk etmiyor. İlk karısı Molly’yi de terk edip tımarhanelik etmiş. Burada adamımızın annesiyle olan ilişkisi ibretlik. Annesi adamımızdan radyo istiyor ancak bu talebi geri çevriliyor. “Radyoya param yetmez” diyor. Oysa yalan. “Her halükarda halledebilirdim. Kırk dolar… şaka mı yapıyorsunuz? Ama halletmedim. O parayı gözden çıkaramazdım. Ortada ilkesel bir durum var gibiydi. En azından kendime söylediğim buydu… Ha. Sonra ne oldu? Öldü. Öldü. Marketten eve yürüyormuş, marketten aldıkları elindeki kesekağıdında, dairesine dönüyormuş ve çalıların arasına düşüp ölmüş.”

Kitaba da ismini veren Fil öyküsünde bu sefer yükü fazla olan bir adama rastlıyoruz. Yükü fazladan kastım, kardeşine borç para veren, annesine ve çocuklarına para gönderen, eski karısına nafaka ödeyen bir adam. Giderek dibe batmasını izliyoruz. Bir gün rüyasında rahmetli babasının omzuna bindiğini görüyor. Babasını bir fil farz ediyor. Biz de adamımızı bir fil sayabiliriz aslında, sırtında fazlaca yük olan sıska bir fil belki.

Çocuk Oyuncağı ise terk edilen bir adamın öyküsü. Karısı tarafından yazılan bir mektupla başlıyor öykü. Karısının evi terk etmesiyle sürüyor. Adamımız belki tüm öykülerdeki en pısırık karakter. Durumu içler acısı.

Ayak İşi kitaptaki son öykü. Çehov’u ve onun ölümünü anlatıyor. Raymond Carver’ın biyografik izler taşımayan tek öyküsü belki. Bu yönüyle diğer öykülerden ayrılıyor.

Yedi öykünün yedisi de çok başarılı. Ahım şahım olaylar olmuyor Carver’ın öykülerinde. Ama yalınlığıyla okuyucusunu kendine hayran bırakıyor Carver. Olağanüstü bir duruma da rastlamıyoruz öykülerde. O olağanlığı muhteşem anlatıyor. Öyküleri hayatından izler taşıyor. Diyaloglar çok gerçekçi. Tüm bunları daha çok gençken hayata atılmasına borçlu belki de. Henüz on dokuz yirmi yaşlarında iki çocuklu bir aile babası olup çıkıveriyor yazarımız. Ailesini geçindirmek için benzincilik, hademelik, garsonluk gibi işlerde çalışmış. Hayatı bilmeyen öykü yazamaz ya zaten. Hayattan öykü kadar anlıyor. Öylesine sadelikle anlatıyor ki bize, öylesine süsten uzak ki. Eğip bükmüyor, dümdüz söyleyiveriyor. Belki kitabı okurken altını çizecek bir cümle bile bulmakta zorlanıyoruz. Ama her bir öykünün tadı damağımızda kalıyor. Doyamıyoruz Carver’a. Bu sıradanlığa. Sıradanlığın sıradışılığına.


                                                                                                                                             


                                                                                                                                                                                              CAN YILDIRIM